Sondan başa

Kurtları doyuracak fazla etim kalmadı. Kemiklerimi sıyırıyorlar şu an. Lezetliyim sanırım. Yoksa çabuk vazgeçerlerdi benden.
İlk olarak göbek deliğimden başlamışlardı benden yararlanmaya. Oradan iç organlarıma geçtiler. Ne kadar bozuk olduğunu çabuk farketmişlerdir içimin.
Ondan olsa gerek, içim bitmeden kafama geçtiler. Gözlerimi oydular minicik ağızlarıyla. Ama merhamet hisleri bizlerden fazla bu kurtçukların, parazitlerin, onların, bunların.
Neden mi? Acı çektirmediler bana. Ne gözlerimi oyarken ne de karnımı deşerken.
Bu sürecin acısız olcağı daha öncesinden belliydi. Üzerime dökülen onca toprağın baskısı altında ezilmedim çünkü. Daha zor olacağını beklemek ve af dilemek en doğal hakkımdı oysa.
Koyu renk topraklr bana hep daha bereketli gelmiştir. Zaten öyle olduğunu da hiçbir boka yaramayan 20 yıllık eğitim hayatımda defalarca görmüştüm.
Kara-kızıl bir topraktı tattığım. Tadı çocukluğumda Antalya’da yediğim toprağa çok benziyordu. Nefes almaktan bile daha mutlu olduğum çocukluğumu hatırlayıp ağladım o sırada.
Üstümdeki bereketli toprağı suladım bir bakıma da. Bitkiler daha çabuk tünesin diye üstüme…
Tabutumsa aksine açık renkti. Sarı, iğrenç, soluk. Leşimi mezarlığa götüren anneannemle yaşıt araç ise inadına benzin yakarak ilerliyordu. Ölü halimle bile zarara devam ediyordum.
Onca benzin benim yüzümden yakılıyor, onca karbon, onca pislik benim için kusuluyordu. MAdem bunca duman havaya karışacaktı, ne diye benim istediğimi yapmadılar? Neden beni yakmadılar? İç oganlarımı bağışlamalarını ve kalanımı yakmalarını istemiştim ben.
Ha tabi ölümü yıkadıkları kısmı hiç saymıyorum. Pamuğun canımı yaktığını hatırlıyorum. Gereği var mıydı? Delikanlı değil miydik lan biz.
Gerçi o delikanlılığı jiletle karnımı yarıp, iç organlarımı sıktığım anda sonuna kadar hissetmiştim ben. Bir tek ben varım sanırım bunu yaşayan. İşkembeye dönen midemi, anasını ağlattığım karacigerimi, anamı ağlatan böbreklerimi, dumanın türlüsüyle kararttığım akciğerlerimi bir körün cisimleri tanımak için eliyle incelemesi gibi incelemiştim. Elimi kırmızıya boyamışlardı.
Elimi kırmızıya boyadıklarını gördüğüm an ise gözlerimi siyaha boyadı.
Görüntüler gitti. Televizyondaki görüntünün elektrik kesilmesiyle yok olması gibi. O sırada televizyon 26 dakika sonra kapanmaya ayarlanmıştı.
26 yaşındaydım sürem dolduğunda.Bu süre sadece bana kaldı.
Uykudan yeni uyanmış, televizyonu yeni kurmuştum.Gece 04:13′tü. Az sonra yeniden uyudum. Önce elim kırmızı, sonra gözüm siyah oldu.
10 saniye sonra yeniden belirdi her şey. Bir deniz yatağında, ellerim başımın arkasında gökyüzüne bakıyordum ve yağmur yiyordum.

Bunlar araftaki bir meleğin (not) defterininden alıntılardır.
Burada bile nereye gideceğimi bilemediler.

This entry was published on Şubat 10, 2010 at 12:52 am. It’s filed under 1 and tagged , , , , , , , , , . Bookmark the permalink. Follow any comments here with the RSS feed for this post.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.