Bölüm 2 – İşaretler

Neyi işaret ettiğini bilmediğimiz her cümle, her bakış, her yöneliş tamamen karanlığa doğru gider. İşaretin içeriğinin çözülmemiş olması sebebiyle bize sunmuş olduğu bir sebep de yoktur. Çünkü her açık içerik aslında bir sebebin işaretini bize gönderir. Alıp almamak ise kişinin tek zorunlu tercihidir. İşaretler, yöneldiklerini değil yönelttiklerini zorunlu kılarlar. Kırdıkları ise gerçekliktir. İşaret etmek, düşleyebilmenin yanında durur, karşısında olmasa da. Ne demek istenildiği açıktır: Kişinin düşünebilmesi için bilinçli yönelimi gerekirken, kendisine yöneltileni zaten zorunlu olarak alacaktır ve bu da bilincinin o an için devre dışı kalması demektir.
Sebepsiz kalmak bu sebeple sürekli olarak işaret edilenler ile devam etmektir. Kısa tarihin uzun hikayesinde bize sunulan her şeyi kabul ederiz. Bunları kabul etmek ile inanmak arasındaki fark hiçbir şeyi değiştirmez. Bilgi olarak zihninize giren her işaret orada kök salmaya devam eder. Gövdesi uzamasa da kökü saçaklanır.

Mayıs ayı. Hava artık sıcak ve bir sonraki aya sadece iki saat var. Digital seslerden nefret etmesi için ise oldukça fazla sebebi… Telefonda konuşurken çayı soğudu. Telefonda konuşurken içi üşüdü. Telefonda konuşurken sesi titredi. Mayıs. Hava sıcak. Havai fişeklerin aydınlattığı gökyüzünde bir hafta önce kayarken görüp, dilek tuttuğu yıldızı aradı. Bulunur mu? Beklemeye de kararlı.

Bu okunan cümleler içinde saklı duran/durmayan her işaret şu an sizler tarafından kaydediliyor. Bu kayıt bilgisayarınızda, tarayıcınızın önbelliğinde bir çerez tadında saklı kalacak. Ta ki siz silmeye kalkana kadar. Oysaki istenildiği kadar silinsin, ya da formatlansın, o harddiskin manyetik alanı içinde kayıtlı kalmaya devam edecek. O işaretlerin ve yönelttiklerininin ortadan kalkmasının tek yolu, sizler gibi maddesel olan metal harddisklerin imhası ile mümkündür. Sizler ölmedikçe bu okuduklarınızı, hatırlamasanızda bir yük olarak taşımak zorundasınız. Bunun suçlusu ise işaretin kendisi değil, işareti bir yol olarak kullanan insanındır.
Neyi işaret ettiğine dair fikri olmadan ilerleyen insan ise bu tanımlamaların tam göbeğinde yer alır. Her yönden gelen işaretlerin ortasında hiçbir yöne hareket edemeden kalır. Bu sürecin sonu zihinsel imhadır.

“Yeter artık!” az önce kurduğu cümle.

Yöneldiğimizi sandığımız her şey, bir gizemin arka kapısıdır. Arka kapılar ise gizlece içeri sızmanın yada hınzırca kaçmanın yollarıdır. Bu sebeple sanatsal üretimlerin tamamı bu kaçış ve sızmaların ana kapısıdır. Bir gitar klavyesi üzerinde yapılacabilecek varyasyonların toplamı mükemmel bir zekayı işaret etmez. Tek işaret ettiği o kapıdan kaç farklı şekilde girilebileceğidir. Herkes için farklı yöntemler olması gibi bu sebeple her farklı ezgi, tercih edilmiş farklı bir yöntem veya yazı bakımından belirtilirse, farklı bir yöneltmedir.

Nereye gideceğini, hangi gün nerede göreceğini bilmeden evine geldi. Bilgisayarını açtı ve bir mesaj bekledi. Elinde tuttuğu ve kendisine kocaman bir sonsuz sunan cevapların içerisinde penceresinin kenarına Hıdırellez gecesi çizdiği resme baktı. Cevapların birer işarete denk geldiğini anlamak için bir seviye daha alta indi. Artık yolu bilmediğinden daha da uzun. Arkadaşı son çaldıkları şarkının kaydını dinlerken ve o da bu ezgi ile yeni bir şeyler düşünürken hala aklında “Ne oldu?” sorusu var. Çözüm bulamadıkça gömülmek bu olsa gerek. Cevap bulamadıkça üzerine toprak dökülmesi böyle olsa gerek. Her sorunun, içeriği tam olmayan bir işaretin sonucu olduğu belirtmeye ne gerek.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s